Taksim Gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Taksim Gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ağustos 2013 Pazartesi

İsyanın İlkeleri


İsyanın Dinamikleri 3

İsyan görünmezdir, şaşaalı değil.

Miting türü fazla görünen eylemler isyanın ruhunu bozabilir. İsyanın direnişi, devletin işlememesine dek gider. Mitingler bunu yapmaz ve amaçlamaz.

İsyan uzun sürelidir, kısa süreli değil, belki yıllarca kadar uzun süreli... 2007 mitingi de çok ilgi çekmişti ama Gül yine cumhurbaşkanı olacak düzenek için seçmen oyu bulabildi. Daha da kötüsü o mitinge katılanlardan bazıları o seçimde gidip AKP’ye oy kullanmıştı.

1917 ve 1949 devrimleri oluşana dek, onlarca büyük isyan vuku buldu.

İsyan üzerinde oturduğu sandalyeyi kaldırmaya çabalamaz, düzeni değiştirmeye yöneliktir.

Bugünün hesabıyla, insanlar düzene feci bağlı ve bağımlı. Sosyalist 1968’lisi de öyle, AKP oyvereni ümmisi de...

İsyanın dozu, sivil itaatsizliği geçer.

Şimdiki yasalar sivil itaatsizliği illegal saymakta.

İsyan isyankarların biyografilerini değiştirir.

Dava insanı olmak böyle bir şey...

İsyana ilişkin çok ilke var. Bunlar isyandan isyana da değişebilir. Yeni öğeler de icat edilebilir.

İsyana hoşgeldiniz eylemseverler...


(2 Haziran 2013)

İsyan, Sosyal Medya, Troller ve Sazanlar


İsyanın Dinamikleri 2

İsyanın dinamiklerini irdelemeyi sürdürüyoruz.

Öncelikle, bu durumu başka bir metinde irdelemeyi de hesaba katarak, bir durumu tanımlayalım:

Bu isyanın durmasında 2 etken de rol almış olabilir:

Biri duygusal deşarj olma, ikincisi doğal olaylar gibi engelleyici ama polis müdahalesi gibi olmayan durumlar.

CHP’nin Kadıköy mitingini Taksim’e alması deşarj sağladı. Bir tür zafer duygusu yarattı.

Pazar sabahı başlayan sağanak yağmur, eylemcilerin dağılmasında rol oynadı. E tabi, pazartesi bir işgünü, pazar günü eve gidip dinlenmeleri de gerek.

Gelelim, bu isyanda ve Arap Baharı gibi global sayılan ve öyle sayılan ama öyleliliği kuşkulu isyanlarda çok rol oynamış sosyal medyaya.

Pazar günü bir ara Facebook durdu. Bu da, kapatıldığı yorumunu getirdi.

Sosyal medyada trol ve sazan çok. Troller Wikipedia’da şöyle tanımlanmış:

“Trol, Vikipedi'ye katkı sağlayan kullanıcıların, hizmetlilerin ve program geliştiricilerin katkı sağlamasını 'kasten ve maksatlı' olarak engellemeye çalışan kullanıcıdır.”


Ekşi Sözlük’teki tanım ise biraz farklı:

“internet alemlerinde ... forumlarda, eksi sozluk gibi bilgi paylasimini hedefleyen platformlarda ortaliga sacma sapan bir laf atip rahatsizlik veren insanlar icin kullanilan bir terminolojiymis.”


Buradaki anlamı sazan avcısı gibi bir şey.

İşte, bu isyan dalgasında sosyal medyada sazanlar ve troller boldu:

Gezi Parkı'yla ilgili sosyal medyada dolaşan 17 yalan

Fatih Çipil isimli bir kullanıcı kişisel blog'unda, Gezi Parkı'nı provoke etmeye yönelik sosyal medyada dolaşan 17 yalanı yazdı.”


Okunmasını öneririm. Epeyi mavra olanları var.

Burada hepsini anmayacağız. Anacağımız nokta, toplam paylaşımlarının yüz binleri bulması. Yani, ülkemizde sazan ve trol bol bol bulunuyor.

Ancak, bunların hepsi acemi ve amatör.

Ya, profesyonel dezenformatörler devreye girerse ne olacak?

Troller bile sazanlaşacak ve onları mal bulmuş Mağrıbi gibi paylaşacak. Çığ / domino etkisi oluşacak. Halkımız her daim olduğu üzere, yalan söylemleri gerçek sanacak ve o anki duygusal durumla infilae gelecek.

Bu ülke, Atatürk’ün evinin yakıldığı haberiyle 6-7 Eylül olaylarını gerçekleştirdi.

Demek ki günümüzde bunun üsleri olabilecek bir etkiden söz edebiliriz.

Bundan sonra dersimiz isyan.

Son isyana katılanlar, zafer kazandıklarını hissediyor olabilirler ama gerçek pekala bambaşka olabilir.

Bugün işyerlerindeki insanlar duygusal doyumlarıyla haftasonu maceralarını paylaşıyor olabilirler.

Oysa sanki bir sonrakine hazırlığa başlamak daha iyi bir yol gibi...

Eğer, bir sonrakinde böyle bir sazanlık silsilesi yaşayacaklarsa, Sait Faik’in Sinağrit Baba’sı onları yalnızca seyreder, yani  rakı sofralarında meze oluşlarını (ayran mı idi acaba?)...

(2 Haziran 2013)


İsyanın Dinamikleri

Bir ‘39 Harami’ fıkrası vardır, bilenler bilmeyenlere anlatsın. İsyanın dinamiklerinden biri, o fıkradaki gibi işler. Oldukça lümpen yoldan işler ama işler.

Görünen o ki halkımız Tayyip’in 10. yılında kafasına taş düşmüş Rin Tin Tin gibi, birden canlanıp isyan moduna geçti.

Haftanın 7 günü Taksim civarında olduğum ve görüntüm itibarıyla, pamuk tüccarına benzeyen bir görünmez adam (bir bakıma da ‘Scanning Darkly’deki gibi) olduğum, için yazdığım herşey bu sayede edinilmiş doğrudan gözlem verileridir.

İsyanın dinamikleri, özgür irade sayılandan ve kitle psikolojisinden ayrıdır. Bir tür otonom kaotikliği vardır.

Bir de, devrimlerde de olduğu üzere, isyanlarda kritik eşikler ve/ya topolojik düğümler vardır. Belli bir olay, olgu, tarih, sembol çevresinde bir tür yoğunlaşma yaşanır. Eğer yeterince yoğunluk oluşursa, iş devrime kadar gider.

Buraya kadarki veriler, 1917 ve 1949 için de geçerli. Özellikle 1949, taa 1911’den başlayan uzun vadeliğiyle bu konuda dikkati çeker.

Şerh: Önemli bir tarihsel olayı, örneğin 1949’u, 1949’da (devrim süreci esnasında), 1951’de (Kore Savaşı esnasında), 1968’de (Maoizm olarak), 1989’da (Tiananmen olarak), 1999’da (neo-devlet kaptalizmi olarak), birbirinden çok farklı yorumlayabiliriz. Daha da önemlisi, yorumlamadıklarımız, yorumladıklarımızdan çok daha önemlidir. Bu da, bazan çok çok istisna durumlar yaşanınca ortaya çıkar.

Dönelim Türkiye’ye:

Halklarımızda genel bir lümpenlik ölü toprağı vardır:

1982’de % 92 evet dediği şeye, 1983’te % 44 hayır diyebilir bizimkiler.

Gecekondusunu öğrenciye yaptırıp, darbe olunca onu ihbar eder bizimkiler.

Sonuçta, Tayyip’in oylarının hepsi Müslüman oyları değil, daha çok üssel taşralı zenginkondu oyları. Daha bugün birinin, ‘bunlar Müslüman ise, ben değilim’ dediğini duydum.

Bizde zenginkondu biçiminde (Brezilya’da ise uyuşturucu parasıyla 40 milyon orta direk biçiminde) tezahür eden, neo-globalist neo-liberalizm oyları daha çok AKP’de. Daha önce ANAP ve DYP idi oyların adresi.

E tabi, her zaman olduğunca deniz bitti.

İsyan dinamikleri, oi şbirlikçilerin isyancı kimliğine giyinmesi ile de başlayabiliyor.

Bir de heyecan arayan orta-burjuvalar çok.

Asıl en kalabalık grup gençler. Onlar haklı olarak zaten herşeye karşılar.

En büyük destekçi, mekan Beyoğlu olunca, alternatif seks grupları.

İsyanın dinamiklerinden biri, bu rasgele erişimli grupların birleşmesi ve/ya çözülmesi ile oluşabiliyor. Şu anda herkes işbirliği halinde, bu açıkça ortada. Baksana futbolistler bile işin içine girdi.

İleşitim biçimi olarak sosyal medya kullanılınca, ‘trol’ avı çok oluyor doğal olarak. Gerçekle hiç ilintili olmayan mesajlar geldi bana örneğin. Oysa, zaten olayların içindeydim. Gördüklerim ise çok farklıydı.

Bütün isyanların sınıfsal ve/ya maddi kökenli olduğuna ikna olmuşlardan değilim.

Bu isyan da daha çok manevi kökenli, daha orta burjuvanın can sıkıntısı var. Bir de maneviyatı yitirtilmiş Müslümanlar ve maneviyatı hiç olmamış büyük burjuvalar var (Boyner Taksim AVM’de yer almayacakmış örneğin).

Dolayısıyla, başta söz edilen ilk kritik eşik, bu isyan dalgası için aşıldı ama devamı için zaman ve bilgi birikimi gerek.

Evet, kitleye bir isyan bilgisi gerek:

Gençler, ne vur-kaç taktiğini tam yapıyorlar, ne de küçük gruplar içinde tam ve hızlı etkileşim sağlayabiliyorlar.

Tamam, Shevek türü oto-anarşist yapı da bir şeydir ama orada (Mülksüzler’de)  olduğu gibi ‘ulan, isyan etmeyi bile beceremiyorsunuz’ olur sonunda.

Olsun, tarihin tabii ki zamanı çok, acelesi de hiç mi hiç yok.

Gönül ister ki bu isyan dalgası kazansın. O olmazsa, gönül ister ki bu isyan dalgası bari geleceklere zemin oluştursun.

Yoksa, benim kızım bina okur döner döner gene okur, olur her zamankince.

Sonucu henüz bilmiyoruz. Göreceğiz.


(1 Haziran 2013)